






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Kesit Akademi, Yıl 2026 Sayı 47</title>
    <link>https://kesitakademi.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=4130</link>
    <description>Kesit Akademi</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>7-11 Yaş Dönemi Çocuklarda Namaz Bilinci Oluşturma ve David R. Krathwohl Duyuşsal Alan Taksonomisi Üzerinden Örneklendirme</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94223</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94223</guid>
      <author>Mustafa ÇOBANHatice DAŞKAFA </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormalCxSpFirst" style="mso-add-space: auto; text-align: justify; line-height: 115%; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Din; kültür, tarih ve sosyal bağlamdan ayrı düşünülemeyen; inanç ilkeleri, hüküm ifade eden davranış şekilleri ve ibadet pratikleriyle tekdüze yapı içeren bir sistemdir. Bu bağlamda dinler, inananlarından inanç ilkelerini kabul etmelerini, bu ilkeleri istendik davranışa dönüştürerek içselleştirmelerini ve hayatta da görünür kılmalarını talep etmektedir. Bu inanç ilkeleri, dinlerin hem bireysel dindarlık şekillerini hem biçimlerini hem de sosyal alanlarını düzenleyen temel dinamikler olarak işlev görmektedir. 7&amp;ndash;11 yaş, çocuklarda namaz bilinci oluşturma ve dinî inanç, davranış ve ibadet ekseninde alışkanlıkların temellerinin atıldığı önemli bir süreci kapsamaktadır. Dönem çocuğu bu süreçte soyut bir kavram olan, uygulama ile somutlaştırılacak namazı bir ibadet olarak anlamlandırmakta zorlanabilir; bununla birlikte özdeşleşerek, model alarak ve tekrarlayarak davranış geliştirmeye oldukça açıktır. Namaz bilincinin kazandırılmasında aile, çevre ve akran çevrenin yaklaşımı oldukça önemlidir. Çocuklara namazın Allah’a ulaşma, iletişim kurma, sığınma ve huzur bulma noktasında önemli bir ibadet olduğu, namaz kılmanın sadece bir görev olmadığı çocuğun içine doğduğu ilk mekân olan ailede sevgi ve muhabbet ortamında güzel örneklerle anlatılmalıdır. Nitel araştırma yaklaşımıyla yapılan çalışmanın, verilerin toplanması aşamasında doküman incelemesinden, verilerin değerlendirilmesi noktasında da konu ile ilgili din eğitimi literatürü başta olmak, pedagojik, psikolojik içerikli temel ve güncel kaynaklardan yararlanılmış olup, namaz bilinci oluşturma da süreç olarak &lt;span class="whitespace-normal"&gt;David R.&lt;/span&gt;Kratwohl &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Duyuşsal Alan Taksonomisi üzerinden örneklendirilecektir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Hatt-ı Müdafaadan Sath-ı Müdafaaya: Sakarya Meydan Muharebesi’nin Askerî Coğrafya Analizi </title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90526</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90526</guid>
      <author>Murat ÇINAR</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white;"&gt;Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos-13 Eylül 1921), Türk İstiklal Harbi’nin askerî ve siyasî seyri üzerinde belirleyici etkide bulunan başlıca dönüm noktalarından biri olmasının yanı sıra, coğrafi unsurların harekât planlaması ve muharebe icrası üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koyan tarihsel bir örnek niteliği taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, Sakarya Meydan Muharebesi’ni yalnızca kronolojik askerî gelişmeler çerçevesinde değil; arazi yapısı, jeomorfolojik özellikler, hidrografik sistem, iklim koşulları, ulaşım imkânları ve lojistik unsurların stratejik karar alma süreçleri üzerindeki etkileri bağlamında askerî coğrafya perspektifiyle incelemektir. Araştırmada nitel yöntemlerden tarihsel doküman incelemesi ve durum çalışması birlikte kullanılmış; Genelkurmay ATASE arşiv belgeleri, harp cerideleri, askerî krokiler, hatıratlar ve konuya ilişkin bilimsel literatür, muharebe sahasında gerçekleştirilen saha gözlemleri ve harita incelemeleriyle birlikte değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Sakarya Nehri’nin menderesli ve geçişi güç hidrografik yapısı ile Haymana Platosu’nun parçalı, sarp ve derinlikli topoğrafyasının Türk savunma düzenine önemli avantajlar sağladığını göstermektedir. Bu coğrafi yapı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır” anlayışı doğrultusunda şekillenen savunma doktrininin sahada uygulanabilirliğini artırmış; iç hatlar avantajı, doğal engeller ve savunma derinliği sayesinde Yunan ordusunun taarruz temposu zayıflamıştır. Ayrıca, uzayan ikmal hatları, kurak çevre koşulları ve arazi engelleri, Yunan ordusunun operasyonel sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemiş ve muharebenin sonucunda belirleyici olmuştur. Sonuç olarak çalışma, Sakarya Meydan Muharebesi’nin askerî coğrafya bakımından, coğrafi şartların stratejik karar alma, savunma örgütlenmesi ve lojistik dayanıklılık üzerindeki etkisini gösteren özgün bir örnek oluşturduğunu ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Latin Harfli Tarihî Metinlerin Yapay Zekâ Araçlarıyla Günümüz Türkçesine Aktarılması</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94462</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94462</guid>
      <author>Ahmet KAYASANDIK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 28.3pt 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white;"&gt;Bu çalışma, Latin harfleriyle yazılmış tarihî Türkçe metinlerin günümüz Türkçesine aktarılmasında yapay zekâ (YZ) araçlarının ne oranda başarılı olduğunu, örnek metinle sınayarak bunların güçlü ve olumsuz yönlerini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Nitel yöntemin kullanıldığı çalışmanın önemli sınırlılığı bulguların ve değerlendirmenin çalışma tarihi için geçerli olmasıdır. Açık erişimli Türkçe büyük dil modellerinin -şimdilik- olmaması da diğer bir kısıttır. Çalışmada çok bilinen YZ araçlarının güçlü yönleri ve olumsuzlukları da bir tabloda özetlenmiştir. Araştırmada örnek olarak Eski Anadolu Türkçesiyle yazılmış âdâb-ı Makâl (Konuşma Adabı) adlı eserden seçilen 220 kelimelik kısa bir metin kullanılmıştır. Onar gün arayla aynı uygun istem girilerek çok bilinen YZ araçlarından bu metnin günümüz Türkçesine aktarılması istenmiştir. Elde edilen çıktılar; yapı, kelime tercihi, söz dizimi, dinî terminoloji, anlam sadakati ile ekleme ve eksiltme ölçütleri bakımından karşılaştırılmıştır. Bulgular iki bağımsız alan uzmanının değerlendirmeleriyle de desteklenmiştir. Buna göre YZ araçları Latin harfli tarihî metinleri aktarmada kabul edilebilir çıktılar üretebilmektedir. Fakat dil yapısı, söz varlığı ve yazım özellikleri nedeniyle bağlamın ve doğruluğun korunmasında bazı zorluklarla karşılaşıldığını ortaya koymaktadır. Değerlendirme sonuçlarına göre Claude, uzun metin analizindeki başarısı, akademik güvenilirliği ve bağlamı koruma kapasitesiyle bu iş için de kullanılabilecek en uygun araç olarak öne çıkmaktadır. Perplexity ise modern okuyucuya yönelik daha serbest aktarımlar yapmaktadır. Üçüncü bir seçenek olarak da ChatGPT tercih edilebilir. Tarihî metinler için özel veri setleriyle de eğitilecek Türkçe büyük dil modelleri, açık erişime sunulduğunda bağlamın ve anlamın korunduğu aktarımları yaptırmak mümkün olabilecektir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müzikte Sessizliğin Ontolojik, Estetik, Toplumsal ve Yapısal Katmanları Üzerine Bir Araştırma</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94603</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94603</guid>
      <author>Barış KARABULUT</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 11.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışmada, geleneksel olarak sesin veya sözün yokluğu, pasif bir akustik boşluk şeklinde tanımlanan "sessizlik" olgusunu; ontolojik, estetik, toplumsal ve yapısal katmanları bağlamında disiplinlerarası bir perspektifle incelenmektedir. Felsefi düzlemde sessizlik, dilsizlikten ziyade varlığın ve hakikatin duyulur hale geldiği pozitif ve kurucu bir zemin olarak ele alınmaktadır. Sosyolojik ve kültürel boyutta, modern gürültü çağında kıt bir lükse dönüşen bu olgu, iletişimsel ilişkileri düzenleyen stratejik bir anlam taşıyıcısıdır. Müzik sanatında ise sessizlik (esler), eserin akışını kesintiye uğratan rastgele boşluklar değil; müzikal formun mimari bütünlüğünü inşa eden, dramatik gerilimi yöneten ve performansa dinleyicinin zihinsel katılımını sağlayan aktif bir yapı taşıdır. Avangart yaklaşımlarla birlikte ölçülebilir bir "süre" birimi olarak yeniden tanımlanan sessizlik, niyet edilmemiş çevre seslerini de kapsayan bir alana dönüşmüştür. Sonuç olarak bu araştırmada, sessizliğin yapıtı sınırlayan bir eksiklik değil, estetik ve bilişsel algıyı bizzat var eden temel bir değer olduğu ortaya konmaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Edebî Zevki Besleyen Muhît: Salih Sâim’in Mahfûzât-ı Edebîyye’sinde Edebî Çevre</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94391</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94391</guid>
      <author>Mehmet ÜNAL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm .0001pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışma, II. Meşrutiyet döneminde kaleme alınan ve Osmanlı edebîyat tarihçiliğinin geç dönem örneklerinden biri olan Salih Sâim Unar’ın Mahfûzât-ı Edebîyye adlı eserini merkeze alarak “edebî muh&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;î&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;t” kavramını incelemektedir. Klasik Türk edebîyatı Cumhuriyet dönemine kadar varlığını sürdürmekle birlikte, XIX. yüzyıldan itibaren Batı etkisindeki yeni edebî anlayışlar karşısında üretim gücünü kademeli olarak kaybetmiş ve belirli kalıpları tekrar eden bir görünüm kazanmıştır. Bununla birlikte bu durum, klasik edebîyatın tamamen ortadan kalktığı bir kopuşu değil; bilinçli ve sınırlı bir çevre içinde varlığını sürdürdüğü bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, edebî zevkin bireysel bir yetenekten ziyade sosyal, kültürel ve manevî bir muh&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;î&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;t içinde şekillenen kolektif bir olgu olduğunu ortaya koymaktır. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş ve temel kaynak olarak Mahfûzât-ı Edebîyye esas alınarak metin merkezli bir inceleme yapılmıştır. Eserde yer alan şiirler, şahsiyetler ve değerlendirmeler klasik Osmanlı tezkire geleneğiyle ilişkilendirilmiş ve modern edebîyat sosyolojisinin yaklaşımlarıyla karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bulgular, Salih Sâim Unar’ın klasik şiirin bilinçli bir okuru olarak edebî muh&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;î&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;t içinde aktif bir rol üstlendiğini göstermektedir. Müellifin beğendiği şiirleri derleyerek kısa değerlendirmelerle sunması, onun şair ile okur arasında aracılık eden bir kültür taşıyıcısı olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca bu faaliyet, dönemin edebî beğeni ölçütlerinin nasıl şekillendiğini ve aktarıldığını göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Sonuç olarak çalışma, Mahfûzât-ı Edebîyye’nin yalnızca bir seçki değil, klasik edebî zevki ve muhît bilincini XX. yüzyıla taşıyan önemli bir kaynak olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle eser, Osmanlı edebîyatının sürekliliğini ve dönüşümünü anlamada dikkate değer bir örnek teşkil etmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Antik Mitolojiden Modern Spora: Tanrılar, Ritüeller ve Sembolik Süreklilik</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89992</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89992</guid>
      <author>Erol DOĞAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışmanın amacı Antik Dönem Tanrılar, Ritüeller ve bunların Güncel Sporlara Yansımalarının araştırılmasıdır. Literatür taraması yapılmıştır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Antik Yunan ritüelleri, Olimpiyat Oyunları'nın temelini oluşturur. Meşale yakma ritüeli, Prometheus'un ateşi insanlara vermesinin anısına yapılır ve Zeus'un onuruna kullanılır. Ödül törenleri, antik zeytin çelenklerinden modern madalyalara kadar zamanla evrim geçirmiştir. Oyunlar, tanrıların onuruna yapılan pagan ritüellerle kutlanır. Eski kahramanlar ve tanrılar, günümüzdeki spor takımlarının adlarında ve sembollerinde yaşamaya devam eder, bu da sporun mitolojiyle olan köklü bağını gösterir. Medya ve sosyal medya, bu eski dinlerin ve sembollerinin yayılmasında, insanların onlarla ilgilenmesini ve etkilenmesini sağlamada büyük rol oynamaktadır. Mezopotamya tanrı ve tanrıçalarından özellikle İştar'a spor dünyasında çokça değinilirken, Hıristiyan ve İslam takımları, pagan tanrılar olduğunu bilmelerine rağmen hem Aşur'u hem de İştar'ı sıkça kullanmaktadır. Uluslararası düzeyde Nemrut, İsrail spor takımları ve bireyleri tarafından sıklıkla anılmaktadır. Yunan tanrıları, spor dünyasındaki tanrılar arasında en popüler olanlarıdır. Spor üreticilerinin isimleri ve sembolleri, şampiyonluklar ve kupalar onların isimleriyle anılmakta, ünlü sporculara bu tanrıların isimleri verilmektedir. Olimpiyat Oyunları hâlâ bu tanrıları onurlandıracak şekilde yapılmaktadır. Sonuç: Günümüzde Dünyanın her yerindeki insanlar antik dönem efsanevi tanrı ve tanrıçaların sembolik referanslarına inanır. Süper güçleri, tuhaf kaprisleri, intikam alma arzuları ve fiziksel güçlerinin yanı sıra efsanevi hikayeleri de hayatın birçok alanında, hatta sporda bile ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Coğrafi Bir Olgu Olarak Veri Merkezleri</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90210</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90210</guid>
      <author>Muhammed ORAL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; text-indent: 35.45pt; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;21. yüzyılın dijital ekonomisinde yani internet ve dijital teknolojiler aracılığıyla yürütülen ekonomik faaliyetler bütününde veri merkezleri (data centers); bilginin üretilmesi, depolanması ve aktarılmasının temel altyapısı hâline gelmiştir. Bulut bilişimden yapay zekâ uygulamalarına kadar gündelik yaşamı ve üretim süreçlerini doğrudan etkileyen pek çok dijital hizmetin sürdürülebilirliği, bu merkezlerin varlığına ve kesintisiz işleyişine bağlıdır. Bu bağlamda veri merkezlerinin küresel ölçekteki coğrafi dağılımı; enerji talebi ve tüketimi, soğutma gereksinimleri, veri güvenliği ve jeopolitik konumlanma gibi unsurlar üzerinden küresel sosyal ve ekonomik dengeleri doğrudan etkilemektedir. Veri merkezlerinin belirli bölgelerde yoğunlaşması; bilimsel ve teknolojik gelişmişlik düzeyi, yatırım ortamı, enerji altyapısının kapasitesi, politik istikrar, vergi teşvikleri, yüksek hızlı fiber optik ağ erişimi ve iklim koşulları ile yakından ilişkilidir. Dolayısıyla veri merkezleri “coğrafyasız” yapılar değil; enerji, politika ve altyapı dinamikleri tarafından şekillenen ulusal ve uluslararası ölçekte stratejik mekânlardır. Bu yönüyle veri merkezlerinin coğrafyası yalnızca teknik bir konu değil aynı zamanda sosyal, ekonomik ve politik boyutları olan çok katmanlı bir analiz alanıdır. İnternet, dijitalleşme ve yapay zekâ günümüzde yaşamın tüm alanlarına nüfuz etmiş ve dijital altyapı kendine özgü bir mekânsal organizasyon ortaya çıkarmıştır. Bu anlamda çalışma, küresel ölçekte veri merkezlerinin sahip olduğu coğrafi örüntüleri analiz etmeyi amaçlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Savaşı Bitiren Sinek’te Savaş ve Barışın Sembolik İnşa-sı: Çocuk Edebiyatında Sineğin Yeniden Yorumu</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90253</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90253</guid>
      <author>Zeynep KÖSTELOĞLU ELBASAN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Çocukluk dönemi çoğu zaman masumiyet kavramıyla ilişkilendirilse de çocuk ve genç okurları yaşamın yalnızca olumlu yönleriyle sınırlı bir anlatı dünyasında tutmak, edebiyatın eğitici ve dönüştürücü işlevini sınırlandırmaktadır. Bu nedenle çocuk edebiyatı, yalnızca “iyi” ve “güzel” olanı değil; savaş, çatışma ve şiddet gibi yaşamın zorlayıcı gerçekliklerini de çocuğun algı düzeyine uygun estetik ve pedagojik biçimlerde sunmalıdır. Bu çalışma, Brynd&amp;iacute;s Björgvinsd&amp;oacute;ttir’in Savaşı Bitiren Sinek adlı eserinde savaş ve barış kavramlarının nasıl kurgulandığını ve bu kavramların insanlar yerine sinek karakterlerin diyalogları aracılığıyla çocuk ve yetişkin okura nasıl aktarıldığını incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden metin çözümlemesine dayanan çalışmada, eserin olay örgüsü, karakter yapısı ve sembolik düzlemi savaş, barış ve etik farkındalık ekseninde değerlendirilmiştir. Bulgular, eserde savaşın yalnızca askerî bir çatışma olarak değil, insanın diğer canlılar üzerindeki tahakkümünü de içeren çok katmanlı bir olgu olarak kurgulandığını göstermektedir. Buna karşılık barış; empati, birlikte yaşama, farklılıklara saygı ve şiddetsiz çözüm üretme biçimi olarak inşa edilmektedir. Özellikle geleneksel olarak değersiz ve rahatsız edici bir varlık olarak algılanan sineğin, anlatı içinde barışın simgesel temsilcisine dönüşmesi dikkat çekicidir. Bu dönüşüm, küçük ve önemsiz görülen bir varlığın büyük sonuçlar doğurabileceğini ima eden güçlü bir sembolik yapı kurmakta ve çocuk okuru etik düşünmeye yönlendirmektedir.</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tanıdık Olanın Yabancılaşması: Lola Dupré’nin  Deformatif Sanatı Üzerine Bir Analiz</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94149</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94149</guid>
      <author>Berna KILIÇOĞLU </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white;"&gt;Bu çalışma, çağdaş kolaj sanatçısı Lola Dupr&amp;eacute;’nin üretim pratiğinde tekinsizlik kavramının biçimsel ve kavramsal düzeyde nasıl inşa edildiği ve görsel temsiller aracılığıyla nasıl ortaya konulduğu sorusu üzerine temellendirilmiştir. Bu soru doğrultusunda, tekinsizlik kavramının Dupr&amp;eacute;’nin sanatsal pratiği içerisindeki biçimsel ve anlamsal yansımalarının analizi amaçlanmıştır. Çalışmanın kuramsal zemini, kavramın tarihsel ve düşünsel gelişimi doğrultusunda kurama yön veren önemli figürlerin tekinsizlik eksenindeki görüşleri temel alınarak oluşturulmuştur. Yöntemsel olarak Gillian Rose’un kompozisyonel yorumlama yaklaşımı benimsenmiş; temsilde kırılma, tanıdık ile yabancı arasındaki gerilim, anlamın yer değiştirmesi gibi tekinsiz durumları ortaya çıkaran görsel müdahaleler, Dupr&amp;eacute;’nin farklı dönemlerde ürettiği, tanınmış beş figüre ait portre kolajlar üzerinden analiz edilmiştir. Örneklem seçimi, inceleme konusunu temsil edebilecek eserlerin bilinçli olarak belirlenmesine dayanan amaçlı örnekleme yaklaşımı doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, Dupr&amp;eacute;’nin görsel müdahalelerinin yalnızca biçimsel deformasyonla sınırlı kalmadığını; huzursuzluk, belirsizlik ve algısal kararsızlık üreten, tekinsizliği etkinleştiren çok katmanlı bir anlam yapısı oluşturduğunu göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, Dupr&amp;eacute;’nin ayırt edici üretim pratiğinin değerlendirilmesine olanak tanımakta ve kolaj estetiği ile tekinsizlik arasındaki ilişkinin görünür kılınması bakımından alana katkı sunmayı amaçlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Kahramanmaraş ve Çevre İllerinde Yer Alan Dokumalarda Görülen Aile Temalı Motifler Üzerine Bilimsel Bir İnceleme </title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90011</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90011</guid>
      <author>Mustafa Oğuz GÖK</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-color-alt: windowtext; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Dokuma, insanlık tarihinin en eski ve önemli sanatlarından biridir. İnsanın temel ihtiyaçlarından olan barınma ve giyinme ihtiyacı dokumacılığın ortaya çıkışındaki en büyük etken olmuştur. Arkeolojik bulgular dokumacılığın kökenlerinin binlerce yıl öncesine dayandığını göstermektedir. Bu dönemlerde dokumalar genellikle basit el tezgahlarında bitkisel lifler (keten, pamuk) ve hayvan yünleri kullanılarak yapılıyordu. Orta Çağ’da dokuma sanatı farklı coğrafyalarda kendi kimliğini kazanmaya devam etmiştir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde dokumacılık en parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Dokuma tarihindeki en büyük dönüm noktalarından biri sanayi devrimidir. Dokumacılık hem geleneksel el sanatları hem de endüstriyel üretimde önemli bir yer tutmaktadır. Geleneksel dokumalardaki aile temalı motifler hem süsleme hem de bir kültürün aile yapısını, inançlarını ve değerlerini gelecek kuşaklara aktarmada bir iletişim aracıdır. Bu motifler geçmiş ile bugün arasında sembolik bir köprü kurmaktadır ve dokuma ürünlerine anlam katarken aynı zamanda aile bütünlüğünün önemini de hatırlatmaktadır. Bu makale Türk dokuma sanatının zengin sembolik dünyasında aile temalı motiflerin yerini ve önemini bilimsel bir bakış açısıyla incelemektedir. Özellikle Kahramanmaraş ve çevre iller olan Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kayseri ve Sivas’ta yer alan dokumalarda görülen bu motifler kültürel süreklilik, yaşam döngüsü, sevgi, bağlılık, üretkenlik ve korunma gibi temel insani değerleri yansıtmaktadır. Makale, literatürde yer alan kaynaklardan elde edilen veriler ışığında her bir motifin anlamını, görsel özelliklerini ve aile kavramıyla olan ilişkisini detaylı bir şekilde analiz ederek bölgesel farklılıkları ve ortak kültürel bağlılıkları ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>On Kawara’nın yapıtlarının zamanı belgeleme pratiği üzerinden fark ve tekrar kavramları bağlamında incelenmesi: Bugün Serisi ve Bir Milyon Yıl yapıtları</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94384</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94384</guid>
      <author>Sevde YALÇINAyça TUFAN BAKNALI </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Makalenin amacı, On Kawara’nın sanat pratiğinde zamanın belgelenme pratiğini felsefi temeller ile fark ve tekrar kavramları çerçevesinde incelemek ve çağdaş sanat bağlamında değerlendirmektir. Kawara, 20. yüzyıl kavramsal sanat anlayışı özelinde zaman üzerine üretimlerde bulunun sanatçılar arasında önemli bir yere sahiptir. Sanatçı, gündelik yaşamı temel alan yapıtlarıyla zamanı bir sanat malzemesi olarak ele almış ve zamanın akışını sistematik kayıt yöntemleri aracılığıyla görünür hale getirmiştir. Sanatçı bireyin varoluşunu, gündelik yaşam içerisindeki sürekliliğini ve zamana bakış açısını; tarih resimleri, kartpostallar, telgraflar ve gazete küpürleri gibi günlük kayıt ve arşiv niteliği taşıyan yapıtları ile belgelemiş ve görünür kılmıştır. Kawara’nın sanat pratiğinde tekrar eden eylemler dikkat çekmekte; ancak her yapıt farklı bir güne, farklı bir zamana ve farklı bir deneyime işaret ettiği için tekrar kavramı makalede fark kavramı ile ele alınmaktadır. Bu durum, tekrarın yalnızca benzerliğe dayalı bir yineleme olmadığını, aynı zamanda her üretimde yeni bir zamansal farklılık ürettiğini göstermektedir. Bu doğrultuda makalede, Gilles Deleuze’ün fark ve tekrar üzerine oluşturduğu düşünceler temel alınarak sanatçının “Bugün Serisi” (Today Series) ve “Bir Milyon Yıl” (One Million Years) adlı sanat yapıtları ele alınmış ve bu yapıtlar Deleuze’ün farkın üretken yapısı bağlamında yorumlanmıştır. Makalede sanatçının yapıtları kavramsal ve çağdaş sanat çerçevesinde zaman, fark ve tekrar kavramları üzerinden analiz edilmiş ve nitel bir yorumlama yaklaşımıyla değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Müzikal Film Geleneğinde Renk Tasarımı ve Yönetmen Üslubu: Cherbourg Şemsiyeleri ve La La Land Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çözümleme</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94544</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94544</guid>
      <author>Melih TOMAK Ragıp TARANÇ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; mso-line-height-alt: 1.15pt; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: TR;"&gt;Bu çalışma, müzikal film geleneğinde renk tasarımının yönetmen üslubunu, anlatı yapısını ve karakterlerin duygusal konumlarını nasıl biçimlendirdiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada Jacques Demy’nin Cherbourg Şemsiyeleri (Les Parapluies de Cherbourg, 1964) ve Damien Chazelle’in La La Land (2016) filmleri örneklem olarak seçilmiştir. Farklı tarihsel dönemlere ve sinema geleneklerine ait olan bu iki film, müzikal türde renk kullanımının sürekliliklerini ve dönüşümlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye olanak sağlamaktadır. Çalışma, nitel film çözümlemesi yaklaşımıyla tasarlanmış; göstergebilimsel çözümleme ve karşılaştırmalı film analizi yöntemlerinden yararlanılmıştır. İnceleme kapsamında renk paleti, ışıklandırma, kostüm, dekor, mekân düzenlemesi, karakterlerin kadraj içindeki konumu ve renklerin müzikle ilişkisi temel çözümleme kategorileri olarak belirlenmiştir. Bulgular, Cherbourg Şemsiyeleri’nde pastel renk paletinin aşk, ayrılık, bekleyiş, kırılganlık ve melankoli temalarını lirik bir atmosfer içinde görünür kıldığını göstermektedir. Buna karşılık La La Land’de doygun ve kontrastlı renkler; nostalji, performans, hayal, gerçeklik çatışması ve çağdaş kent yaşamı bağlamında işlev kazanmaktadır. Sonuç olarak, her iki filmde de renk tasarımının yalnızca estetik bir yüzey ya da dekoratif unsur olmadığı; müzikal anlatının ritmini, karakterlerin duygusal yönelimlerini, mekânın anlamını ve yönetmen üslubunu belirleyen temel bir sinematografik araç olduğu ortaya konulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yaratıcı Yazma Tasarımlarının 6. Sınıf Öğrencilerinin Yazma Becerisine Etkisi</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90025</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90025</guid>
      <author>Gülşah YALÇINNimet GÜRGAH </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white;"&gt;Öğrencilerin duygu, düşünce ve yaşantılarını özgün bir biçimde ortaya koyabilmeleri; hayal güçlerini kullanmalarına, bireysel deneyimlerinden yararlanmalarına ve yaratıcı yönlerini geliştirmelerine imkân tanıyan nitelikli bir yazma eğitimiyle mümkündür. Bu araştırmada, yaratıcı yazma yaklaşımına dayalı olarak hazırlanan öğretim etkinliklerinin öğrencilerin yazma becerisi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma, yaratıcı yazma stratejilerinin etkililiğini değerlendirmek amacıyla ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kapsamında yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı bir ortaokulda öğrenim gören iki altıncı sınıf şubesi oluşturmaktadır. Uygulama süreci haftada iki ders saati olacak şekilde toplam on hafta sürmüştür.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; line-height: normal; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white;"&gt;Deney grubunda yaratıcı yazma yöntemleri tanıtılmış ve bu yöntemlere dayalı etkinlikler düzenli olarak uygulanmıştır. Bu süreçte yaratıcı yazma uygulamalarının öğrencilerin hem yazma becerilerine hem de yazmaya yönelik tutumlarına etkisi değerlendirilmiştir. Bulgular, yaratıcı yazma temelli etkinliklerin öğrencilerin yazma süreçlerine ilişkin becerilerini geliştirdiğini ve yazma eğilimlerinde belirgin bir artış sağladığını göstermektedir. Ayrıca elde edilen ilerlemenin uygulama sonrasında da korunduğu, kalıcılık testi sonuçlarıyla doğrulanmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda yaratıcı yazmanın öğretim süreçlerine daha sistemli biçimde dâhil edilmesine yönelik çeşitli öneriler sunulmuştur. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Karma Gerçekliğin Reklamcılık Sektöründe Kullanımı</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94636</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94636</guid>
      <author>Mustafa Berk GEÇKALANErtan TOY  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: normal; mso-pagination: none; margin: 0cm 0cm 0cm 35.45pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 8.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Akademik literatür tarandığında karma gerçeklik teknolojisi, genişletilmiş gerçeklik teknolojileri arasında en az akademik literatüre ve deneyim uygulamasına erişilebilen teknolojidir. Hala erken aşamasında sayılabilecek olan bu deneyim teknolojisi kullanıcılar ile çift taraflı etkileşime girebilmesi, birden çok duyuya hitap edebilmesi, sanal olanı gerçek olan ile yeniden oluştururken bu yeni ortaya çıkan görüntünün daha fazla simülasyon deneyimi yaşatabilmesi gibi birçok anlamda etkileyici unsurlara sahiptir. Sadece karma gerçeklik değil genişletilmiş gerçeklik teknolojileri uygulama anlamında pratik olarak kolay olmayan bir yapıdadır. Bu teknolojiler arasında artırılmış gerçeklik ise aralarında en çok araştırma ve uygulama verisi sunan teknolojidir. Karma gerçekliği anlamak üzere ayrıca artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik ile ilgili çalışmaları incelemek faydalı olacaktır. Tüm genişletilmiş gerçeklik teknolojileri kullanıcılar ile çift taraflı bir bağ kurabilmektedir. Bu etkileşim deneyimleri teknik açılardan belirli farklılıklar ile oluşturulsa da benzer altyapılara sahiptir ve bu veriler kullanılarak karma gerçeklik ile ilgili yapılacak öngörüler güvenilir olarak nitelendirilebilir. Genişletilmiş gerçeklik teknolojileri ve reklamcılık bağlamında bulunan literatür verileri ve uygulanan deneyimler genel olarak pazarlama ile ilgilidir. Bu sebeple araştırmanın yönü doğrudan bir reklam uygulaması olarak değil pazarlama içerisinde yürütülen reklam faaliyetleri olarak devam etmiştir. Bu durum karma gerçeklik ile oluşturulacak reklam faaliyetlerinin nasıl etkiler verebileceği konusundaki öngörülerin güvenini artıracak bir durum olarak görülebilir. Araştırma hem çeşitli uygulama verileri hem de yürütülen marka faaliyetleri ile çeşitlendirilmiştir. Böylelikle öngörülerin güçlendirilmesi sağlanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Manevi Danışmanlık Alanında ‘Makbul Engelli Danışan’ın Sosyolojik İnşası</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94439</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94439</guid>
      <author>Hasan Tahsin YAZICI</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm .0001pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Palatino Linotype',serif;"&gt;Bu çalışma, manevî danışmanlık alanında engelli bireylerin nasıl “makbul danışan” öznesi olarak inşa edildiğini sosyolojik bir perspektifle incelemektedir. Engellilik, yalnızca bireysel bir farklılık değil, aynı zamanda toplumsal normlar, söylemler ve duygusal beklentiler aracılığıyla şekillenen bir deneyim olarak ele alınmaktadır. Çalışma, kuramsal ve doküman temelli bir analiz yaklaşımına dayanmakta; manevî danışmanlık, engellilik sosyolojisi ve duygular sosyolojisi literatürünü birlikte değerlendirmektedir. Analiz sürecinde sabır, şükür ve imtihan kavramlarının, engelli bireylerden beklenen uyum, kabullenme ve minnettarlık gibi normatif tutumları nasıl ürettiği incelenmektedir. Bu kavramların, bireysel baş etme stratejilerinin ötesinde, belirli duyguların meşru, diğerlerinin ise sorunlu olarak tanımlandığı bir çerçeve oluşturabildiği gösterilmektedir. Bu doğrultuda geliştirilen “makbul engelli danışan” kavramı, manevî danışmanlık alanında işleyen özne üretim süreçlerini görünür kılmaktadır. Çalışma ayrıca bu çerçevenin dışında kalan bireylerin nasıl “makbul olmayan” danışan olarak damgalanabildiğini tartışmaktadır. Elde edilen bulgular, manevî danışmanlığın yalnızca destek sunan bir alan olmadığını; aynı zamanda eşitsizlikleri bireyselleştirebilen ve eleştirel talepleri sınırlayabilen bir yapıya dönüşebildiğini göstermektedir. Sonuç olarak çalışma, manevî danışmanlığın engellilik bağlamında daha eleştirel ve hak temelli bir perspektifle yeniden düşünülmesi gerektiğini önermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Euripides’in Troyalı Kadınlar Oyununa Yönelik  Sahneleme Odaklı Bir Dramaturjik İnceleme</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90262</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90262</guid>
      <author>Orkun ÖNGEN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span lang="TR" style="mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white;"&gt;Bu çalışma, Euripides’in &lt;em&gt;Troyalı Kadınlar&lt;/em&gt; adlı tragedyasını dramaturji disiplininin sunduğu kavramsal ve analitik araçlar aracılığıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizine dayalı olarak gerçekleştirilen bu analiz; oyunun kimlik, ortam ve dramaturji çözümlemesi başlıkları altında yapısal, tematik ve simgesel bileşenlerini sistematik biçimde ilgili başlıklar altında değerlendirmiştir. Çalışmada, metnin Aristotelesçi serim, düğüm, çözüm şemasına dayanmayan anlatı yapısının, dramatik ilerlemeden çok savaş sonrası yıkımın art arda birikmesi üzerine kurulu olduğu yapılan dramaturjik tespitler çerçevesinde ortaya konmuştur. Analiz sonucunda, oyunun asal temasının savaşın kazananı olmadığı ve iktidarın zafer anında dahi etik bir çöküş ürettiği düşüncesi etrafında şekillendiği belirlenmiştir. Karakter yapıları, aksiyon yönelimleri, simgeler ve dokusal birimler üzerinden yapılan inceleme, metnin fiziksel eylemden çok sonuçların ve tanıklığın sahnelenmesine dayalı bir dramaturjik anlatı biçiminin ağırlıkta olduğunu göstermektedir. Çalışma, Troyalı Kadınlar’ın yalnızca tarihsel bir tragedya değil; iktidar, şiddet ve bellek ilişkisini güncel bağlamlarda yeniden üretme potansiyeline sahip güçlü bir sahneleme metni olduğunu ortaya koymaktadır. Metnin iktidar, şiddet ve bellek ilişkisini yapısal düzeyde kurma biçimi, günümüz tiyatrosu ve sahneleme biçimleri için eleştirel ve politik bir sahneleme zemini üretmektedir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, oyun metninin çağdaş sahneleme pratiklerine yön verebilecek güçlü bir dramatik anlatı yapısına sahip olduğu bu inceleme kapsamında yapılan kalitatif tespitler çerçevesinde ileri sürülmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Neo-liberal Politikaların Türkiye’de Sağlık Sistemine Etkileri (1980-2002)</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94292</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94292</guid>
      <author>Çiğdem BUDAK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; text-indent: 35.45pt; margin: 6.0pt 0cm 0cm 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;İnsan ve toplum yaşamının en temel ve en vazgeçilmez unsurlarından biri olan sağlık konusunda hem kişiye hem de devlete önemli birtakım görevler düşmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren devletin dolayısıyla kurulan hükümetlerin sağlığa ilişkin politikaları dönem dönem değişiklik gösterebilmiştir. Bu doğrultuda bazı hükümetlerin programlarında toplum sağlığını önemli ölçüde etkileyen bulaşıcı ve salgın hastalıklarla mücadele konusuna öncelik verilirken bazı hükümetlerde de dönemlerin konjonktürü gereği sosyalleştirme politikaları ya da liberal politikaların ağırlık kazandığı görülmektedir. Özellikle 1980’li yılların başından itibaren sağlık sektöründe hükümetlerin liberal yöndeki politikaları sağlık hizmetlerinin sunumu ve kalitesinde belirleyici faktör olmuştur. 1980-2002 yılları arasında gerçekleşen beş genel seçim sonucunda çok sayıda hükümetin kurulduğu ve ekonomi, eğitim gibi pek çok alanda olduğu gibi sağlık alanında da neo-liberal politikaların egemen olmaya başladığı ve bu yönde oldukça önemli değişim ve dönüşümlerin yaşandığı görülmektedir. Neo-liberal sağlık politikalarının uygulanmaya başlanması açısından en dikkat çekici dönüşüm 1982 Anayasası’nda görülmüştür. 1982 Anayasası ile her şeyden önce devletin sağlık hizmetlerine yönelik üstlendiği görev yeniden tanımlanmıştır. Bu önemli değişimin ardından çıkarılan çok sayıda yasa, yönetmelik ve tüzükle de sağlık politikasının yapılandırıldığı ve yasal bir zemine oturtulmaya çalışıldığı görülmektedir. Çalışmada neo-liberal politikaların özellikle etkin olduğu 1980-2002 yılları arasındaki süreç; sağlık alanına ilişkin yapılan hukuki düzenlemeler, çıkarılan yasa ve yönetmelikler ve yaşanan gelişmeler üzerinden incelenerek dönemin sağlık politikası ortaya koyulmaya çalışılmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Filistin’de Zorunlu Şeffaflık ve Etik Opaklık: Çerçeve, Yüz ve Temsilin Sınırları</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90294</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90294</guid>
      <author>Güllü ELDARZADE </author>
      <description>&lt;span lang="TR" style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; mso-color-alt: windowtext; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu makale, Filistin bağlamında görüntülerin, tanıklıkların ve belgelerin neden çoğu zaman kendi başlarına yeterli sayılmadığını, buna karşılık hangi yaşamların tanınmaya, hangi ölümlerin kamusal yasa konu olmaya layık görüldüğünü belirleyen daha derin bir siyasal-etik düzen bulunduğunu tartışmaktadır. Çalışmanın temel iddiası, kanıt talebinin yalnızca hakikati araştıran masum bir usul olmadığı, aynı zamanda tanınabilirliği, güvenilirliği ve yası tutulabilirliği dağıtan bir iktidar tekniği olarak işlediğidir. Bu nedenle mesele, Filistin’de neyin göründüğünden çok, kimin hangi koşullarda görünür, inanılır ve savunulabilir kılındığıdır. Makale bu soruyu çerçeve, yüz ve opaklık kavramları etrafında düşünmektedir. Çerçeve, yalnızca görsel sınırı değil, insan sayılmanın ve kayıp olarak tanınmanın normatif eşiğini, yüz, kanıtın ötesine geçen etik hitabı ve temsilin sınırını, opaklık ise zorunlu açıklığın karşısında, sömürüsüz bir siyasal ilişki imkânını adlandırmaktadır. Bu hat üzerinden çalışma, tanıklığın giderek prosedüre dönüşmesini, teknik doğrulama rejimlerinin etik karşılaşmayı nasıl geriye ittiğini ve aşırı görünürlüğün kimi zaman adalet üretmek yerine zararı yeniden dolaşıma soktuğunu göstermektedir. Ayrıca medya, hukuk, platformlar ve güvenlik aygıtları arasında kurulan dolaşımın, acıyı yalnızca kayda geçirmediğini, onu ölçülebilir, denetlenebilir ve ertelenebilir bir nesneye dönüştürdüğünü ileri sürmektedir. Aynı zamanda izleyiciyi ve okuru da tarafsız bir konumdan çıkararak, hangi sözlerin daha baştan makul, hangilerinin kuşkulu sayıldığını belirleyen yorumlama düzenleriyle yüzleştirmektedir. Böylece doğrulama dili, yalnızca bilgi üretiminin değil, ahlaki tasnifin de dili haline gelmektedir. Bu yönüyle makale, temsilin koşullarını da siyasal bir sorun saymaktadır. Sonuçta çalışma, kanıtı tümden reddetmeden, Filistinli yaşamı başkalarının kesinlik ihtiyacına teslim etmeyen bir etik konum önermektedir. Savunulan şey, sessizlik değil, neyin gösterileceği, neyin sakınılacağı ve hangi bağlamda konuşulacağı konusunda sorumluluk taşıyan, ayarlanmış bir opaklıktır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yerel Afet Yönetimi Kapasitesinin Çok Aktörlü Anali-zi: Erzurum Örneğinde Kurumsal Eşgüdüm, Bilimsel Risk Bilgisi ve Risk İletişimi</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94825</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94825</guid>
      <author>Zeynep ATILGAN Fatih DEĞİRMENCİ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Palatino Linotype';"&gt;Bu çalışma, yüksek deprem riski taşıyan Erzurum’da yerel afet yönetimi kapasitesinin çok aktörlü yapısını kurumsal eşgüdüm, bilimsel risk bilgisi ve risk iletişimi ekseninde incelemektedir. Araştırma, yerel afet kapasitesini yalnızca resmî planlarda tanımlanan görevler üzerinden değil, bu görevlerin sahadaki uygulama karşılığı, kurumlar arası veri paylaşımı ve yerel kırılganlıkların yönetimi üzerinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Nitel durum çalışması deseninde tasarlanan araştırmada Türkiye Afet Müdahale Planı, Türkiye Afet Risk Azaltma Planı, Erzurum İl Afet Risk Azaltma Planı, Erzurum Büyükşehir Belediyesi stratejik planları, performans programları ve Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi raporları belge analiziyle incelenmiş; AFAD Erzurum İl Müdürlüğü, Erzurum Valiliği, Erzurum Büyükşehir Belediyesi ve Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi temsilcilerinden alınan kurumsal görüşlerle birlikte yorumlanmıştır. Bulgular, Erzurum’da yerel afet kapasitesinin belge ve kurumsal yapılanma düzeyinde geliştiğini, ancak planların uygulama, veri paylaşımı, bilimsel risk bilgisinin karar süreçlerine aktarılması ve halka dönük risk iletişimiyle bütünleşmesinde sınırlılıklar bulunduğunu göstermektedir. Özellikle sert kış koşulları, yüksek rakım, ulaşım bağlantıları, barınma ve ısınma ihtiyacı gibi yerel kırılganlıklar, Erzurum’da afet hazırlığının standart planlama kalıplarını aşan özgün bir yönetim sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, yerel afet yönetiminde kapasite meselesinin personel, ekipman ve bütçe kadar, kurumlar arası eşgüdüm, bilimsel veri kullanımı ve güven üreten iletişim pratikleriyle birlikte ele alınması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“Coğrafyadan Kültüre Bağ'' İsimli Belgeselin Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı Açısından İncelenmesi  </title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94309</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94309</guid>
      <author>Gülşah DOĞANSerpil DEMİREZEN  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Belgesellerin eğitsel amaçlarla kullanımı, öğrencilere etkili, kalıcı ve derinlemesine öğrenme deneyimleri sunmaktadır. Eğitim sürecinde kullanılan belgeseller, iletişimin görsel ve duygusal gücünden yararlanarak öğrencilerin hem bilişsel hem de duyuşsal gelişimlerine katkı sunmakta, öğrenme sürecini daha anlamlı ve kalıcı hâle getirmektedir. Bu bağlamda sosyal bilgiler dersinde belgesellerin kullanımı, öğrencilerin toplumsal, kültürel ve coğrafi konuları daha kapsamlı bir bakış açısıyla değerlendirmelerine olanak sağlamaktadır. Bu araştırmada, TRT Belgesel kanalında yayınlanan “Coğrafyadan Kültüre Bağ” adlı belgeselin sosyal bilgiler dersi kapsamında kullanılabilirliğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda belgeselin bölümleri, Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı’nda yer alan öğrenme alanları, kazanımlar, beceriler ve değerler açısından incelenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş olup veri toplama tekniği olarak doküman incelemesi kullanılmıştır. Elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle çözümlenerek sistematik bir biçimde özetlenmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma bulgularına göre belgeselin en fazla ilişkilendirildiği öğrenme alanlarının İnsanlar, Yerler ve Çevreler; Kültür ve Miras; Üretim, Dağıtım ve Tüketim ile Küresel Bağlantılar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca belgeselde Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı’nda yer alan 27 beceriden 14’üne ve 18 değerden 12’sine yer verildiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, belgeselin sosyal bilgiler öğretiminde programla uyumlu ve işlevsel bir materyal olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, “Coğrafyadan Kültüre Bağ” belgeselinin öğrenme alanları, kazanımlar, değerler ve becerilerle ilişkilendirilerek derslerde kullanılabilmesine; bu belgesele dayalı öğretim etkinliklerinin geliştirilmesine ve eğitimde belgesel kullanımına yönelik akademik çalışmaların artırılmasına yönelik öneriler sunulmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Mario Castelnuovo-Tedesco Op.128 Klarnet Sonatı’ndan Seçilen Müzikal Temalarda İcrasal Bütünlük</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82346</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82346</guid>
      <author>Guldane EVGİNER</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; margin: 6.0pt 2.45pt .0001pt 36.0pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Palatino Linotype'; mso-bidi-font-family: 'Palatino Linotype';"&gt;Mario Castelnuovo-Tedesco 1893 yılında İtalya’da doğmuştur. Döneminin Neoklasik tarzda eserler veren en önemli piyanist ve kompozitörlerinden olan Tedesco, 2. Dünya Savaşı nedeniyle Amerika’ya zorunlu göç eden Yahudi müzisyenlerdendir. Bestecinin hayatında yer eden vatan hasreti oda müziği ve opera türü eserlerinde sık şekilde görülen tema döngülerinde hissedilebilir. Amerika yıllarında jazz, foxtrot gibi serbest tarzları da ustalıkla kullanmış, Amerikan film müziği sektörüne büyük katkısı olmuştur. Bu çalışmada &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Mario Castelnuovo Tedesco Op.128 Klarnet Sonatı içerisinde, neoklasik tarzı yansıtan klarnet partisi temalarından seçilen ve esere karakterini veren temalar incelenmekte, icrasal bütünlük yönünden öneriler sunulmaktadır. Yöntem olarak, bölümlerde genel form analizine değinilerek, form şeması sunulmuş, klarnet icracılığı yönünden tematik ilişkiler merkeze alınmış, form yapısı içinde teknik ve ifadesel açıklamalar yapılmıştır. Büyük temaların tespitinde eserin her bir bölümünü karakterize eden, icracının zihinsel olarak hazırlanmasını gerektiren temalar; bunun yanısıra Tedesco’nun edebi ve opera kompozitör yönünü yansıtan epilog, episod vb.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;tematik yapılara değinilmiştir. Temaların klarnet icrasında teknik kaygıdan ziyade ifadesel ve müzikal bir bütünlük içinde çalınması eserin uzunluğu göz önüne alındığında oldukça güçtür. Bu nedenle eserde seçilen temaların yapıları, ifadesel ve icrasal önerileri beraberinde gelişim süreçleri form analiz yöntemiyle genel bağlamda ele alınmış ve görsellenmiş, seçilen her tema klarinet partisine odaklanarak takip edilmiştir. Çalışmanın klarnet icra alanında&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;hem teorik hem de icracıyı rahatlatan pratik bir ön çalışma niteliği sergilemesi amaçlanmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite Yaşamına Uyum Sürecinde Yabancılaşma Düzeyinin Etkisinin İncelenmesi</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90220</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90220</guid>
      <author>Zümra ÜLKER DÖRTTEPEİlkay KESER </author>
      <description>&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Öz:&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: black; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin üniversite yaşamına uyum sürecinde yaşadıkları yabancılaşmanın etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı nitelikteki araştırmanın örneklemini 666 birinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Veriler, “Kişisel Bilgi Formu”, “Üniversite Yaşamı Ölçeği” ve “Öğrenci Yabancılaşma Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans testleri ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin üniversite yaşamına uyum (232.28 &amp;plusmn; 36.24) ve yabancılaşma (52.58 &amp;plusmn; 12.06) düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Kadın öğrencilerin üniversite ortamına uyumunun erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğu ve bazı alt boyutlarda anlamlı farklılıklar bulunduğu saptanmıştır (p &lt; 0.05). Ayrıca öğrencilerin uyum ve yabancılaşma düzeyleri ile yaş, cinsiyet, yaşanılan yer, ders dışı etkinliklere katılım ve stres gibi değişkenler arasında anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır (p &lt; 0.05). Öğrencilerin uyum düzeyleri ile yabancılaşma düzeyleri arasında anlamlı ve negatif yönde bir ilişki bulunmuştur (r = &amp;minus;0.377, p &lt; .001). Araştırma sonuçları doğrultusunda, üniversitenin ilk yılında öğrencilerin uyum ve yabancılaşma süreçlerinin belirlenmesi ve bu süreçlere yönelik uygun müdahalelerin yapılması önerilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkçe Şarkılardaki Telaffuz Bozuklukları</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94429</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94429</guid>
      <author>Beyza Nur AKSUNFulya TOPÇUOĞLU ÜNAL  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: Calibri; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Konuşma becerisi, kendini ifade etme becerisidir. Bu becerinin etkili bir şekilde kullanılması insanlar arasındaki iletişim becerisini kuvvetlendirir. Etkili bir iletişim kurmanın en temel kuralı da dili doğru telaffuz etmektir. Türkçe sanılanın aksine yazıldığı gibi okunan bir dil değildir. Bu durum telaffuzda hataların yapılmasının temelidir. Evde okulda, dışarıda maruz kalınan hatalar dilimize doğruymuş gibi yerleşir ve duyulan şekilde kullanmaya devam edilir. Özellikle ezberlemesi kolay, dile dolanan şarkılardaki hatalar dilimizde kalıcı bir hasara sebep olabilir. Bu araştırmada Türkiye’de en çok dinlenen Türkçe pop şarkılarındaki telaffuz bozuklukları incelenmiştir.&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt; Nitel araştırma yöntemlerinden temel nitel araştırmanın&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kullanıldığı bu çalışmada bir ay boyunca tamamı Türk şarkıcılar tarafından söylenmiş 30 adet pop şarkı, telaffuz bozuklukları bakımından incelenmiştir. Çalışmanın inceleme nesnesini, dünyada müzik dinlemek için en çok tercih edilen müzik platformundaki 2024 yılında en çok dinlenen “Türkçe Pop 2024” adlı&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;çalma listesi oluşturmaktadır. Bu çalma listesi, platformun kullanıcıları tarafından belirlenen, en çok dinlenen şarkılardan meydana gelmektedir. Telaffuz bozuklukları “atlama, argo ve kaba dil kullanımı, gereksiz ses ve sözcük kullanımı, yöresel ağız kullanımı, boğumlama, ünlü harflerin kullanım hataları, ünsüz harflerin hatalı kullanımı ve özentili söyleyiş” olarak belirlenmiş ve kodlar oluşturulmuştur. Verilerin analizi içerik analizi ve betimsel analiz ile yapılmıştır. Tespit edilen konuşma bozukluklarının türü, sayısı ve toplam hatalar içindeki oranları verilmiştir.&lt;strong style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt; Araştırma sonucunda incelenen şarkılarda telaffuz bozukluğu yapıldığı tespit edilmiştir. En çok görülen telaffuz bozukluğunun &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: major-bidi; color: black; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;f(67) %23,92 gereksiz ses ve sözcük kullanımı türünde meydana geldiği görülmüştür. Bu sonuçları sırasıyla&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;f(59) %21,07 özentili söyleyiş, f(49) %17,5 argo ve kaba dil kullanımı, f(47) %16,79 ünsüz harflerin kullanım hataları, f(33) %11,79 atlama, f(15) %5,36 boğumlama, f(7) %2,5 yöresel ağız kullanımı ve f(3) %1,07 ünlü harflerin kullanım hataları takip etmektedir&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sahne Sanatlarında Karakter İnşası ve Metin Altı  İlişkisi: Gerçekçi Oyunculuk Metotlarından Hareketle Bir Rol Hazırlık Modeli Önerisi</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94663</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94663</guid>
      <author>Yağmur ÖZCANFatoş Su ÖZKARATAŞ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; line-height: 115%;"&gt;Bu çalışma, sahne sanatlarında karakter inşası ile metin altı arasındaki ilişkiyi gerçekçi oyunculuk metotları bağlamında ele almakta ve oyuncular için uygulanabilir bir rol hazırlık modeli önermektedir. Çalışmanın temel problemi, dramatik metinde açıkça söylenmeyen düşünce, arzu ve çatışmaların oyuncu tarafından nasıl çözümlenebileceği ve sahne eylemine nasıl dönüştürülebileceğidir. Bu doğrultuda Stanislavski’nin içsel hazırlık, sihirli eğer, verili koşullar, üst amaç ve fiziksel eylemler yaklaşımı; Michael Chekhov’un yaratıcı imgelem, atmosfer ve psikolojik jest kavramları; Uta Hagen’in somut gerçeklik ve nesne egzersizleri; ayrıca Çehov dramaturjisinde içsel monolog ve metin altı ilişkisi birlikte değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, ilgili kuramsal kaynaklar ve seçili oyun örnekleri betimsel-yorumlayıcı yöntemle analiz edilmiştir. Bulgular, gerçekçi oyunculukta karakter inşasının yalnızca psikolojik çözümleme ile değil; beden, ses, dikkat, imgelem, partner ilişkisi ve susma anlarının bütüncül biçimde çalışılmasıyla mümkün olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak makalede, metin altı yazımı, içsel monolog, psikolojik jest, aktif dinleme ve sessiz oyun deneyimini bir araya getiren sekiz basamaklı bir rol hazırlık modeli önerilmektedir. Modelin özgün katkısı, kuramsal kavramları oyuncunun prova sürecinde izleyebileceği somut aşamalara dönüştürmesidir. Bu yönüyle çalışma, karakter çözümlemesi ile sahne eylemi arasındaki bağı görünür kılmayı ve oyunculuk pedagojisi için uygulanabilir bir yöntemsel çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Önerilen model, metin çözümlemesi, bedensel farkındalık ve partnerle ilişki kurma süreçlerini aynı çalışma hattında birleştirerek sahne üzerinde tutarlı, canlı ve inandırıcı karakter yaratımını desteklemektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de 1950-70 Arası Modernleşme, Kentleşme ve Toplumsal Değişim Bağlamında Göç Kavramının Resim Sanatına Etkisi</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94358</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=94358</guid>
      <author>Orhan ONUKAyça TUFAN BAKNALI  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Bu çalışma, 1950 ve 1970 yılları arasında Türkiye’de köyden kente yapılan kitlesel göç hareketlerinin resim sanatı üzerindeki etkilerini, toplumsal gerçekçilik bağlamındaki yansımaları üzerinden incelerken aynı zamanda bir olgu olarak, göçün Türk resim sanatında toplumsal belleği diri tutan ve eleştirel düşünceyi estetik bir forma dönüştüren kurucu bir unsur olduğunu da gözler önüne serer. Çalışmada, göç olgusu farklı yönleriyle ele alınmıştır. Öyle ki göç, yalnızca mekânsal bir yer değiştirme eylemi olarak değil, modernleşme sancılarının tetiklediği sosyo - ekonomik yapı, kimliksel çözülmeler ve aidiyet krizleriyle örülü çok katmanlı bir toplumsal durum olarak konu edilmiştir. Tarımda makineleşme ve kırsal yoksulluk gibi itici güçlerin etkisiyle hız kazanan bu süreç, dönem resminde eleştirel bir anlatı zemini hazırlamıştır. Araştırma kapsamında resimleri doğrudan konuyla bağlantılı üç sanatçının çalışmalarından örnekler seçimlenmiştir. Bu doğrultuda; Neşet Günal, Nuri İyem ve İbrahim Balaban’ın yapıtları üzerinden göç kavramını açıklayan tematik bir okuma gerçekleştirilmiştir. Neşet Günal’ın resimleri anıtsal figürlerinde toprağa bağlı varoluşun trajik kırılması ele alınırken; Nuri İyem’in ikonik kadın portrelerinde göçün melankolik ve sessiz içsel yansımalarının üzerinde durulmuş; İbrahim Balaban’ın eserlerinde ise kentin çeperlerinde verilen emek mücadelesi ve dayanışma diyalektik bir çerçevede incelenmiştir. Söz konusu Sanatçıların çalışmaları ışığında dönemin önemli meselelerinden biri olan göç kavramına resimler üzerinden gerçekleştirilen bir dönem&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;okuması yapılması hedeflenmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Ses Eğitimi Alanında Yapılan Doktora ve Sanatta Yeterlik Tezlerinin İncelenmesi</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90045</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90045</guid>
      <author>Özrin TUĞRUL AKGÜLÜmit Kubilay CAN  ,Hakan BAĞCI  ,Tuğçem KAR  </author>
      <description>Bu araştırmada, Türkiye’deki ses eğitimi alanında yapılan doktora ve sanatta yeterlik tezlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamına alınan tezlerin yıllara göre, konu alanlarına göre, üniversite ve enstitülere göre, araştırma yöntemlerine (araştırma modeli, veri toplama araçları ve veri analizi) göre incelemesi yapılmıştır. Araştırma, Türkiye’deki ses eğitimi ve şan eğitimi konulu lisansüstü tezlerle ilgili mevcut durumu ortaya koyması ve bu alanda çalışma yapacak araştırmacılara kaynaklık edecek olması bakımından önem arz etmektedir. Araştırma verileri, Yüksek Öğretim Kurumu Ulusal Tez Merkezi’nde, “ses”, “ses eğitimi”, “şan”, “şan eğitimi” anahtar kelimeleri ile yapılan tarama sonucunda elde edilmiştir. Araştırma, Yüksek Öğretim Kurumu Ulusal Tez Merkezi’ne kayıtlı, 2025 yılı ve öncesinde Türkiye’de ses eğitimi alanında yapılan doktora ve sanatta yeterlik tezleri ile sınırlandırılmıştır. Araştırmada tarama modeli, literatür tarama tekniği kullanılmıştır. Araştırma sırasında elde edilen verilerin çözümlenmesinde betimsel analiz tekniğinden yararlanılmış; elde edilen veriler, belirlenen amaçlar doğrultusunda çözümlenmiş; “Ses Eğitiminde Temel Yaklaşım ve Teknikler”, “Ses Eğitimi-Fonetik, Artikülasyon ve Dilbilim”, “Ses Eğitiminde Yaşa Görelilik (Çocukluk Gençlik ve Yetişkinlik Çağında)”, “Ses Eğitiminde Bedensel Farkındalık, Gevşeme Teknikleri ve Ses Terapi Uygulamaları (Yoga vs)”, “Farklı Stillerde ve Repertuarlarda Ses Eğitimi (Opera, Türk müziği, Türk halk müziği)”, “Ses Eğitimi- Oyunculuk ve Müzikal Tiyatro”, “Sesin Akustik Değerlendirilmesi”, “Ses-Kişilik-Sosyoloji ve “Ses Eğitimi ve Öğretmenlik” konu başlıkları altında sınıflandırılarak sayısal dağılımları yapılmıştır.&#13;
Ulaşılan lisansüstü tezlerin, 38’inin doktora, 9’unun sanatta yeterlik düzeyinde olmak üzere toplamda 47 adet olduğu tespit edilmiştir. Doktora ve sanatta yeterlik düzeylerinin her biri ve genel olarak en çok çalışılan konu alanının Farklı Stillerde ve Repertuarlarda Ses Eğitimi (Opera, Türk müziği, Türk halk müziği) (12 tez) olduğu görülmüştür. Ses Eğitiminde Yaşa Görelilik (Çocukluk Gençlik ve Yetişkinlik Çağında) (8 tez) ve Ses Eğitimi- Fonetik, Artikülasyon ve Dilbilim (7 tez) konu alanlarının da sıklıkla çalışılan konular arasında yer aldığı görülmüştür. En az çalışılan konu alanlarının ise Ses Eğitimi- Oyunculuk ve Müzikal Tiyatro (2 tez) konusu olduğu görülmüştür. Türkiye’de en fazla ses eğitimi alanında doktora ve sanatta yeterlik tezlerinin yapıldığı dönemin 2016-2025 yılları arasında olduğu; ses eğitimi alanında doktora ve sanatta yeterlik tezlerin en fazla yapıldığı üniversitelerin Gazi Üniversitesi (12 tez), Necmettin Erbakan Üniversitesi (7 tez) ve Marmara Üniversitesi (5 tez) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ses eğitim veren üniversitelerde doktora ve sanatta yeterlik düzeyindeki lisansüstü eğitim programlarının sayısının artırılması ve bu alanda uzmanlaşmak isteyen araştırmacıların desteklenmesi ve teşvik edilmesi, alan yazındaki akademik gelişimin artmasına ve hızlanmasına katkı sağlayacağı önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Türkiye’de Çocuk Haklarının Normatif Çerçevesi: Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Ulusal Mevzuatın Karşılaştırılması  </title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89940</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89940</guid>
      <author>Mehmet AYKUL</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm .0001pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype','serif'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; color: windowtext; background: white;"&gt;Bu çalışmanın amacı, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin (ÇHS) çocuklara tanıdığı haklar ile Türkiye Cumhuriyeti’nde yürürlükte bulunan temel mevzuat arasındaki uyumu incelemektir. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği kullanılarak yürütülmüştür. Bu kapsamda ÇHS’nin çocuk haklarına ilişkin devlet yükümlülüklerini düzenleyen 1&amp;ndash;40. maddeleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile çocuk, aile, eğitim, sağlık, sosyal hizmet, çalışma hayatı, basın-yayın ve ceza adalet sistemine ilişkin başlıca kanunlar çerçevesinde karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. İnceleme sürecinde her bir sözleşme maddesi bakımından ulusal mevzuatta doğrudan düzenleme, dolaylı düzenleme veya düzenleme boşluğu bulunup bulunmadığı analiz edilmiştir. Bulgular, Türkiye’de çocuk haklarına ilişkin normatif çerçevenin büyük ölçüde ÇHS ile uyumlu olduğunu; ancak çocuk haklarına ilişkin düzenlemelerin farklı kanunlar içerisinde dağınık biçimde yer almasının bütüncül bir değerlendirmeyi ve uygulama birliğini zorlaştırdığını göstermektedir. Çalışma sonucunda, çocuk haklarına ilişkin mevzuatın daha sistematik bir yapı içerisinde ele alınması ve uygulayıcıların çocuk hakları alanındaki bilgi ve yetkinliklerinin güçlendirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Art Nouveau Hareketinde Ukiyo-e Etkisi </title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90399</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90399</guid>
      <author>Çağla Su SÜRMELİ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white;"&gt;“Yüzen dünyanın resimleri” anlamına gelen Ukiyo-e, Japonya’da Tokugawa döneminde (1603-1867), bugünkü Tokyo olarak bilinen, küçük bir balıkçı köyü iken hanedanlığın merkezi haline gelen Edo’da ortaya çıkmıştır. Dönemin sanat hareketini tanımlayan Ukiyo-e’ler, genellikle kiraz ağacından üretilen ahşap kalıplara oyulan tasarımların, geleneksel Japon washi kağıtlarına basılmasıyla oluşturulan eserlerdir. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 1.0cm 0cm 1.0cm;"&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; background: white;"&gt;On dokuzuncu yüzyılın sonlarında Asya ve Avrupa ülkeleri arasındaki ticaret ve iletişimin artması kültürel bir etkileşime neden olmuş, hem Doğu hem de Batı’da karşılıklı etkiler sonucunda değişim yaşanmıştır. Asya sanatı, Avrupalı ​​ sanatçılara ve tasarımcılara Batı geleneklerinden oldukça farklı olan mekan, renk, konu ve teknik konusunda yeni yaklaşımlar sağlamıştır. Bu durum, on dokuzuncu yüzyılın son on yılında özellikle grafik tasarımı canlandırmıştır. Bu araştırmada, Ukiyo-e’lerin on dokuzuncu yüzyılın sonlarında ortaya çıkan Art Nouveau hareketi kapsamında üretilen tasarımlara olan etki ve yansımaları ele alınmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Yükseköğretimde Akreditasyon Çalışmalarının Bibliyometrik  Analizi</title>
      <link>https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90204</link>
      <guid isPermaLink="true">https://kesitakademi.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90204</guid>
      <author>Berna KETREZ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 8.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Yükseköğretim kurumları, günümüz bilgi çağında bilginin üretilmesi ve dağıtılmasında merkezi bir rol oynamaktadır. Küreselleşme ve modernleşme süreçleri toplumsal kurumlarda önemli değişim ve dönüşümler meydana getirmektedir. Söz konusu dönüşümlerden en çok etkilenen kurum eğitim kurumudur. Bu durum yükseköğretim kurumlarında kalite güvencesi ve akreditasyon uygulamalarının önemini artırmaktadır. Bu çalışmada, Web of Science (WoS)’ta taranan yayınlar temelinde yükseköğretimde akreditasyon konulu çalışmaların bibliyometrik analiz yöntemiyle incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında WoS veri tabanında, 2025 yılı sonuna kadar yayımlanmış olan çalışmalar taranmıştır. Başlık (title) alanında (TI=("accredit*" )) AND TI=("higher education" ) kelime grubunu içeren “article” türündeki 171 çalışma analiz edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı özellikler için Microsoft Excel ve veri görselleştirmede VOSviewer yazılımı kullanılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda ilk çalışmanın 1982 yılında yayınlandığı görülmüştür. Dolayısıyla çalışma, 1982-2025 yılları arasındaki süreci kapsamaktadır. Analiz sonuçlarına göre son yıllarda yükseköğretimde akreditasyon konulu çalışmaların sayısında ve atıf sayılarında belirgin bir artış olduğu saptanmıştır. Çalışmaların büyük çoğunluğunun eğitim bilimleri alanında yoğunlaştığı, en üretken derginin “Quality in Higher Education” dergisi olduğu ve küresel ölçekte ABD’nin lider konumda olduğu tespit edilmiştir. Türkiye adresli çalışmaların oldukça sınırlı olduğu ve uluslararası iş birliği ağında bağlantı gücüne sahip olmadığı görülmüştür. Araştırmacıların “akreditasyon”, "yükseköğretim", "kalite güvencesi" ve "değerlendirme" kavramlarına odaklandığı belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, yükseköğretimde akreditasyon konusunda yapılan çalışmaların kapsamını ve eğilimlerini anlamaya katkı sağlamakta ve gelecekteki çalışmalar için yol gösterici olmayı hedeflemektedir. Çalışmanın sınırlılığı, yalnızca WoS veri tabanında taramanın gerçekleştirilmiş olmasıdır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-06-26</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


