Fotoğraf, icadından bu yana gerçekliğe ayrıcalıklı bir erişim vaat etmiştir. Bu vaat estetik bir üstünlükten değil teknik bir zorunluluktan doğar: Işık nesneden yansıyıp duyarlı bir yüzeyde iz bıraktığı için imge ile gönderge arasında nedensel bir bağ kurulur. Üretici yapay zekâ modelleri bu bağı ortadan kaldırmakta, hiçbir ânın kaydı olmayan, buna karşılık fotoğrafik gerçekçiliğin bütün işaretlerini taşıyan imgeler üretmektedir. Çalışma, söz konusu dönüşümü kavramsal düzlemde ele alarak üç soruya yanıt aramaktadır: Fotoğrafik imgenin kanıt değeri hangi varsayımlara dayanmaktadır? Üretici modeller bu varsayımların hangisini geçersiz kılmaktadır? Bunun görsel tanıklık ve kamusal müzakere bakımından sonuçları nelerdir? Sorular, Peirce’ün indekssellik kavramı, Bazin ve Barthes’ın fotoğraf ontolojisi, Tagg’in kanıtı kurumsal düzenlemelere bağlayan çözümlemesi, Benjamin’in aura kuramı, Flusser’in aygıt eleştirisi ve Baudrillard’ın simülasyon tezi ile üretici modellere ilişkin güncel ampirik yazının birlikte okunması yoluyla tartışılmaktadır. Çalışmanın ilk savı, yaygın biçimde kullanılan analog-dijital ayrımının bugünkü durumu açıklamakta yetersiz kaldığıdır; her iki rejim de kaydetme ilkesini paylaşırken üretici modeller olasılıksal örneklemeye dayanan üçüncü bir rejim kurmaktadır. Bu rejimde imge bir ânın izi değil bir veri dağılımının örneğidir; ikonik benzerlik korunurken indeksel güvence çözülmektedir. İkinci sav, dönüşümün asıl sonucunun sahte imgelerin çoğalması değil, gerçek imgelerin de inkâr edilebilir hâle gelmesi olduğudur. İspat yükü sahteciliği iddia edenden gerçekliği iddia edene geçmekte, kanıt değeri aygıttan kurumsal doğrulama ve köken belgeleme altyapılarına kaymaktadır. Bu çerçevede Benjamin’in aura kavramının tersine çevrilerek yeniden düşünülmesi önerilmekte; biricikliğin artık orijinal nesnede değil doğrulanmış kökende aranması gerektiği savunulmaktadır. Sonuç bölümünde iletişim araştırmaları ve görsel okuryazarlık eğitimi bakımından çıkarımlar tartışılmakta, ampirik sınamaya açık araştırma soruları önerilmektedir.
Since its invention, photography has promised privileged access to reality. That promise rests not on aesthetic superiority but on a technical necessity: because light reflected from an object leaves a trace on a sensitive surface, a causal bond is established between the image and its referent. Generative artificial intelligence models dissolve this bond, producing images that record no moment at all while carrying every mark of photographic realism. Addressing this transformation on a conceptual level, the study pursues three questions: On which assumptions does the evidentiary value of the photographic image rest? Which of these assumptions do generative models invalidate? What follows for visual testimony and public deliberation? These questions are discussed by reading Peirce’s notion of indexicality, the photographic ontology of Bazin and Barthes, Tagg’s account of evidence as an institutional arrangement, Benjamin’s theory of aura, Flusser’s critique of the apparatus and Baudrillard’s thesis of simulation alongside the recent empirical literature on generative models. The first argument is that the familiar analogue-digital distinction no longer accounts for the present situation: both regimes share the principle of recording, whereas generative models establish a third regime grounded in probabilistic sampling. In this regime the image is not the trace of a moment but a sample drawn from a data distribution; iconic resemblance persists while indexical assurance dissolves. The second argument is that the decisive consequence is not the proliferation of fabricated images but the deniability of authentic ones. The burden of proof shifts from the party alleging fabrication to the party asserting authenticity, and evidentiary value migrates from the apparatus to institutional infrastructures of verification and provenance. Benjamin’s concept of aura is accordingly reconsidered in reverse: uniqueness is now to be sought not in the original object but in certified provenance. The conclusion discusses implications for communication research and visual literacy education and proposes empirically testable research questions.
Generative artificial intelligence, indexicality, philosophy of photography, visual disinformation, aura